Jonas Brothers Türkiye |2009| ©
En geniş Jonas Brothers Fan TR ailesine hoşgeldiniz... (:

JB sevginizi paylaşmak ve daha kaliteli bir hizmet almak için lütfen Üye Olunuz


      Jonas Brothers Türkiye |2009| ©Hoşgeldiniz : Misafir
En son ziyaretiniz :
Mesaj Sayınız : 4

 
AnasayfaAnasayfa  KapıKapı  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  
JonasBrothers Fan Sitemize Hoşgeldiniz


Paylaş | 
 

 Ergenlerin Efendisi Jonas Brothers

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
jonasbrothers
Co-Admin
Co-Admin
avatar

<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 1013

Kişi sayfası
Başarı Puanı:
5000/5000  (5000/5000)
MesajKonu: Ergenlerin Efendisi Jonas Brothers   Ptsi 22 Şub. 2010, 16:42

Ergenlerin Efendisi Jonas Biraderler

Biletleri peynir ekmek gibi kapışılan bir turne ve milyonlar satması beklenen yeni albümleriyle JONAS BROTHERS dünya gençliğinin yeni fenomeni. Ve artık tek istedikleri bir 'Disney ürünü' olmaktan kurtulup gerçek bir grup olmak

Phoenix'de bunaltıcı derecede sıcak bir akşam, saatler 08:00'e yaklaşıyor. Hava biraz merhamet edip 40 derecenin altına düşerken Cricket Wireless Pavillion'da toplanan ergen kalabalık Jonas Brothers tecrübesini yaşamayı bekliyor. Ufak tefek katılımcıların içinde çocuk yaştaki iki sarışın Jordan ve Jackie de var. Dakikalar önceki bir fotoğraf çektirme seansında Jonas Brothers'la şahsen tanıştılar ve şimdi yanakları al al, titriyor ve sessizce ağlıyorlar. Sanki birileri onlara Disneyland'in yanıp kül olduğunu, dünyadaki tüm kedi yavrularının ve bebek pandaların da içerde mahsur kaldığını söylemiş gibi.

"Amantanrımamantanrımamantanrım" diye sayıklıyor kollarını havaya kaldırmış, avuçlarını da yukarı doğru açmış vaziyetteki Jordan.

"Her yanım ürperiyor. Çünkü az önce... Nick... Jonas'la... tanıştım." diyor Jackie.

Jordan "Hayatım boyunca onlarla tanışmak istedim" diyor. Ona kaç yaşında olduğunu soruyorum: "On."

Her yerde aynı hikaye. Dallas'daki Jonas Brothers konserinde 17 yaşındaki Lauren'le tanışıyorum. Bana kardeşlerin en son Disney Channel filmi Camp Rock için kendi evinde kırmızı halılı bir gala düzenlediğini anlatıyor. "Onlarla pek alakası olmayan arkadaşlarımı bile zorla şık giydirdik." Louisiana'dan bir grup kızla karşılaşıyorum, içlerinden birisi konsere gelebilmek için babasıyla yedi saat yolculuk yapmış. "iPod'um eskidi" diyor. Aynı Jonas'lar gibi "saflık yüzüğü" takıp evlenene kadar bakir(e) kalacağına yemin etmiş hayranlar var. New York'dan 11 yaşındaki erken boy atmış Hannah, parmaklarını sallayarak "İnsanlara Jonas Brothers'ı sevmesini öğretmeliyiz" diyor. Peki New York'lu Hannah'nın Dallas'da ne işi var? "Bu da soru mu? Elbette Jonas Brothers'ı izlemeye geldim."

Phoenix'e dönelim. Jonas kardeşler (Nick 15, Joe 18 ve Kevin 20 yaşında) konsere hazırlanıyorlar. Üç genç de 1.65 civarında boylara ve koyu kahverengi, muhteşem, uzun saçlara sahip. Joe'nunkiler dümdüz. Kevin eskiden fön çekermiş ama şu anda saçları dalgalı, şakaklarından ince favoriler iniyor. Grubun şarkı yazarı ve lideri Nick ise hep korumuş dalgalı saçlarını. Nick'in kahverengi keten kıyafetinin iç kısmında bir insülin pompası hazır duruyor. 2005 yılında birinci derece şeker hastalığı teşhisi konan Nick kan şekeri seviyesini korumak zorunda. Grubun iri kıyım koruması Big Rob acil durumlar için yanında sürekli insülin iğneleri taşıyor.

Kulis koridoru kısa zamanda geniş Jonas ailesinin üyeleriyle doluyor. Jonas'larla çalan davul/bas/gitar üçlüsü (hepsi 20'li yaşlarında, bazıları Jonas Brothers'a New Jersey'deki izbe barlarda çaldıkları dönemden beri eşlik ediyor), smokin giymiş bir grup kadından oluşan kiralık yaylı grubu, grubun frapanlık derecesinde şık menajeri Phil McIntyre ve üçlünün kahverengi saçlı, yumuşak sesli babası 43 yaşındaki Kevin Jonas Sr. Kuzey Carolina'da büyümüş eski bir pastör (Presbiteryen papazı) ve kilise müzisyeni olan Kevin Sr., McIntyre'a menajerlik işlerinde yardımcı oluyor.

Grupça bir daire oluşturuyor ve elele tutuşuyorlar. "Hemen iki şey söyleyeceğim" diyor Kevin Sr. "Arka kısımlardan dört kişiyi alıp en öne getirdik, herhalde çok heyecanlılardır." Bu bir Jonas klasiği; salonun en arkasında yer bulabilen sıkı hayranları alıp en iyi koltuklara yerleştirmek. Kevin Sr. gruba yakın zamanlarda 13 yaşındaki bir arkadaşlarını kaybetmiş kız beyzbol takımına dikkat etmelerini söylüyor. "Sahnedeki iskele kısmının hemen sonundalar. Bir tanesi ölen kızın bu gece giymeyi planladığı tişörtü giyiyor."

Kevin Sr. başını eğip dua etmeye başlıyor. "Cennetteki babamız, bizi kutsa; eğlenceli, güvenli, heyecan verici bir gece bahşet. Buradaki tüm insanlar için teşekkür ederiz. Daha bir hafta önce yarısını doldurduğumuz salonlar artık dolu. Tanrım, herkesin İsa'nın ismiyle yüreklenmesi için dua ediyoruz." Grup üyeleri ve ekipleri hazır: "Hadi bakalım!" Eller birleşip tavana doğru kalkıyor."Rüyayı yaşa" diye bağırıyorlar.

Big Rob ortaya çıkıp Nick, Kevin ve Joe'yu yerlerine götürüyor. Birden ışıklar kararıyor ve 20 bin kişilik Cricket Wireless Pavilion'dan tarif edemeyeceğim bir çığlık yükseliyor. Yok satan The Female Brain kitabının yazarı psikiyatrist Dr. Louann Brizendine, idolünü gören genç bir kızın çığlığıyla beynine hücum eden dopaminin eroine eşdeğer olduğunu söylüyor. "Çığlık atan başka kızların olması bu etkiyi daha da katlar."

"Biyolojide senkronizasyon olarak tanımladığımız bir olay var" diyerek devam ediyor Brizendine. "Basit bir şekilde, bir kız diğerini, o da diğerini tetikleyerek bir domino etkisi yaratır ve o meşhur histeri boyutuna ulaşırlar. Beyinleri dopaminin yanısıra aşk ve bağlılık hormonu oksitokin vuruşlarıyla dolar. Ergenlik dönemindeki kızlarda östrojen miktarı çok yüksektir, bu da dopamin ve oksitokinin etkisini ikiye katlayarak kendilerinde ve yanındakilerde bir kendinden geçme hissi yaratır. Aynı aşık olma durumundaki gibi."

Bu gece Jonas Brothers'ın neşeli gitar marşı "That's Just the Way We Roll" ile açılan konserde duyulan sesler gerçekten de akıllara aşkı getiriyor. Aynı zamanda saf, bütünlüklü bir eğlenceyi... Ve elbette parayı.

"İki yıl önce kırmızı arabamızın arkasına bağladığımız bir karavan ve içindeki alet edevatımızla dolanıyorduk" diyor Nick. Phoenix konseri öncesi öğle vakti ve Jonas Brothers espresso rengi deri koltuklarla döşenmiş Gulfstream G4'le konser mekanına uçuyorlar.

"Big Bertha" diyor Joe. "İçinde bir çadırımız vardı, koltukları kaldırıp onu kurardık. İsmi de..."

"Sanatçı Kulisi'ydi" diyerek tamamlıyor Nick gülerek. Kevin uzanıp duvara eklenmiş ufak bir ekranı gösteriyor bana. "Bu uçağın muhteşem yanı her yanının kameralarla dolu olması" deyip kanalı değiştiriyor. "Burası kanat." Tekrar değiştiriyor. "Bu da diğer kanat." Değiştiriyor. "Burası uçağın alt kısmı." Uçağın arka bölümünde ise Jonas'ların ebeveynleri Kevin Sr. ve Denise; ayrıca McIntyre, Big Rob ve zamanında onunla Britney Spears için çalışmış asistan Felicia Cukotta bulunmakta. Biz konuşurken hoş bir uçuş görevlisi yemek getiriyor: KFC'den tavuk.

"Bir keresinde Jersey'de bir mekanda çaldık" diyor tavuğunu yiyen Nick. "Hakikaten dünya üzerindeki en kötü rock kulübüydü. En fazla 50 kişi alıyordu. Oraya gittiğimizde çalışanlardan biri önceki gece bir heavy metal grubunun çaldığını ve ses sistemini patlattıklarını söyledi. Monitörleri indirmişler ve yerlerini değiştirmişlerdi." "Çılgınlıktı" diyerek devam ediyor Kevin. "İzleyiciler de ilginçti."

İlginç?

"En azından meraklıydılar" diye cevaplıyor Nick.

Joe kahkahayı basıyor. "Üçüncü sınıfta verdiğiniz konsere ya da kızkadeşinizin bale performansına benziyordu. Herkes şöyleydi..." Tavuğunu bir kenara bırakıp yavaş, sessiz bir alkış yapıyor. "Aynen böyleydi."

"Potansiyel vardı" diyor Nick. "Çılgınca bir şeyler olacakmış gibiydi. Ama henüz o aşamada değildi."

Yakınlıklarına rağmen Jonas'lar birbirlerine çok da benzemiyorlar. En yaşlı ve dışadönükleri olan Kevin otobüs şoföründen güvenlik görevlisine herkesle muhabbet ediyor, konserlerdeki minik hayranlarla tanışırken dizlerinin üstüne çöküyor. Ortanca çocuk Joe, aktör Peter Gallagher'ın daha yakışıklısı bir görüntüye sahip, diğerlerine göre daha sessiz biri. Ancak kıvırdığı kalçaları ve ışın kılıcı gibi kullandığı mikrofon ayağıyla sahnede ortaya koyduğu vahşi bir alter egosu var. "Mick Jagger ve Freddie Mercury gibi büyük ön adamlardan etkileniyorum" diyor. "Jagger'ın konser öncesi bir saatini koşu bandında geçirdiğini duymuştum."

Nick ise Jonas Brothers'ın patronu; grubun sözcüsü, en iyi müzisyeni ve ana şarkıyazarı. Joe ve Kevin için ufak kardeşlerinin liderliğini izlemek garip gelebilirdi ama onlar olaya böyle bakmyorlar. "Nicholas hep olduğundan daha büyüktü" diyor babaları. Kazanova statüsüne rağmen Nick'in içinde Shaun Cassidy'den çok bir Eddie Vedder var gibi. Favori şarkılarının Elvis Costello'dan (I Don't Want to Go to) "Chelsea" ve Johnny Cash'den "Give My Love to Rose" olduğunu söylüyor. Jonaslar olarak Cash'e bir saygı albümü kaydetmek istediğini belirtiyor. "İsmi de Jonas Brothers Siyahlar İçindeki Adama Saygılarını Sunar olur."

Doğal olarak, Jonaslar magazin basının hedefi haline gelmeye başladılar ve özel yaşamlarıyla ilgili dedikodular onları şaşırtmış gibi. Joe son zamanlarda vaktini grubun Dallas konserinde kalabalığın arasında görülen ve yakında 3-D filmlerinde yer alacak olan country müzik şarkıcısı Taylor Swift'le çıktığı söylentisini yalanlamakla geçiriyor; bunun hoşuna gittiği de söylenebilir. Kevin ise Miami açıklarına zincirlediği teknesinde Danielle adında kahverengi saçlı bir bombayla görüntülenmişti.

"Bunu anlayabiliyorum" diyor Joe. "Ben de gençken favori gruplarımın neler yaptığını hep merak ederdim. Ve dedikodular eğlenceli de. Başka ünlülerin sizden hoşlandığını öğrenmek çok komik, mesela The Hills dizisinden Lauren Conrad'in benden hoşlandığını okudum." Nick de katılıyor: "Benim hakkımdaki Kim Kardashian söylentisi harikaydı. Gurur duydum ama içimden 'Reggie Bush beni öldürür!' dedim."

Ancak Nick sadece tek bir kızla olan ilişkisi hakkındaki spekülasyonlarla uğraşıyor: Hannah Montana adıyla da bilinen Miley Cyrus; popüler TV şovu Best Of Both Worlds Tour'da Jonas Brothers'a yer vererek onlara ilk çıkışlarını sağlayan mavi gözlü Disney dinamosu.

Miley dedikoduları hakkında "Çok yakın olduğumuz bir dönem vardı" diyor Nick yavaşça. "Biz turnedeyken birlikte takılıyorduk. Çok iyiydi. Gerçekten çok yakındık. Ama internet üzerinden okuduğum hikayeler, insanların söylediği tamamen gerçek dışı şeyler, beni gerçekten güldürüyor."

Nick ve Miley hakkındaki dedikoduları okurken Amerika'nın kendilerine ait bir Charles ve Diana hikayesi yaratmaya çalıştığını hissediyorsunuz. Sonuçta Jonas Brothers fenomeninin arkasındaki ana kuvvet (kardeşlerin kendileri dışında) parıltılı, G dereceli müzikal eğlencelerle sarmalanmış Amerikan gençlik rüyası satarak yüz milyonlarca dolar kazanan Walt Disney şirketi. Disney; temalı parkları ve pazarlama ağı bir yana, Disney Channel, Radio Disney ve plak şirketi Hollywood Records'un da dahil olduğu alt kolları ve High School Musical ve Hannah Montana gibi 21. yüzyıl imgeleriyle güçlü bir konum kazandı. Müzik şirketlerinin dinleyiciye ulaşmakta zorlandığı bir dönemde Disney genelde göz ardı edilen bir kitleye oynayarak zenginleşti: Ergenler. "Kimse onların büyük bir alım gücü olduğuna inanmıyor ama aslında var" diyor Disney başkanı Robert Iger. "Biz de onların ana kitlemiz olmasına karar verdik."

Jonas Brothers elbette Mickey'nin beyaz eldivenli yardım eli için müteşekkir. Sonuçta Disney onları pop-rock karanlığından çekip Hannah dünyasına soktu ve böylece milyonlarca aşk sarhoşu tüketiciyle tanıştırdı (2007'de Miley Cyrus'un açılışını yapmak 1927'de Babe Ruth'la oynamak gibi bir şeydi). Ama bugün uçaklarında seyahat ederken bir Disney laboratuarında Mickey Mouse şapkalı bir demograf tarafından pişirilmediklerini, kendi enstrümanlarını çalıp kendi şarkılarını yazdıklarını ve evet, gerçekten de kardeş olduklarını herkesin bilmesini istediklerini belirtiyorlar. "Herkes sürekli gerçekten kardeş olup olmadığımızı soruyor" diyor Kevin. Joe gülüyor. "Yok, laf olsun diye Jonas Brothers koyduk ismimizi."

Jonas Brothers'ın hikayesi Manhattan'daki George Washington Köprüsü'nden çok da uzakta olmayan Wyckoff isimli New Jersey banliyösünde başlamış. Dallas'daki Christ For The Nations Bible üniversitesinde tanışan okulun çekici müzisyeni Kevin Sr. ve Denise, 1996 yılında, Kevin yerel bir kilisede pastör olarak iş bulunca, genç ailelerini Teksas'dan New Jersey'e taşımışlar. Aile de kilisenin yanındaki kırmızı tuğlalı evde yaşıyormuş.
Çiftin 92 model bir Toyota Camry kamyoneti varmış. Büyük bir aile gecesi, onlar için kiralık film (About A Boy en sevdiklerindenmiş) ve patates yemeği demekmiş.

Aile, Pazar günlerini Kevin Sr'ın vaazını ve gitarla yazdığı şarkıları dinleyerek geçirir ve çocuklar da şarkı söylerlermiş. "Kilisede, babamızla beraber çalarak büyüdük" diyor Kevin. (YouTube ya da Godtube adreslerinden küçük Kevin ve Joe'nun Dallas'da babalarıyla "I Am Amazed"i çaldığı klibi izleyebilirisiniz).

Ancak Baba Jonas'ın pop müziğe de tutkusu varmış. Kevin Sr. çocuklarını James Taylor ve Carole King'in melodileriyle büyütmüş ve hatta kendisi de güçlü pop yapımcılarının kariyerlerini takip etmiş. İçine kapanık İsveçli boy band yapımcısına istinaden "Arkadaşlarla oturup yeni Backstreet Boys albümünü dinlerdik ve babam hep Max Martin'in ne kadar muhteşem olduğundan bahsederdi."diyor Nick. Kevin ekliyor: "Hep Billboard listelerini incelerdi."

Nick küçükken kuaföre giden annesine eşlik edip aynaların karşısında Backstreet Boys şarkıları söyleyerek şeker parası kazanırdı. Bir gün, oğlu Sefiller'in Broadway versiyonunda rol almış bir kadının Nick'e, "Senin bir menajerin var mı?" diye sorduğunu hatırlıyor Kevin Sr. "Kadın 'Bir menajere ihtiyacı var çünkü benim oğlum bu işi yaptı, seninki de yapabilir' demişti."

Kulağa bir Frank Capra senaryosu gibi gelse de Nick kısa zamanda A Christmas Carol, Annie Get Your Gun, Beauty and the Beast ve daha sonraları Les Miz gibi şovlarda rol aldı. Kevin Sr. oğlunu şehre götürüp getirirken Stevie Wonder gibi büyük ustaların armonilerini inceliyordu. "Eve gidiş yolu boyunca şarkı yazardık" diyor Kevin Sr. Nick, Çarşamba matineleri hariç okuluna tam zaman devam etti. Bu arada Joe kendi sahne kariyerine başlamıştı (Oliver'da Artful Dodger'ı canlandırıyordu!) ve Kevin reklamcılık sektörüne girmişti. Çocuklar muhteşem kıvırcık saçlarını eski bir işaret dili öğretmeni olan güzel anneleri Denise Jonas'dan almışlardı. Denise kendi gençlik aşkının Star Wars'dan Mark Hamil olduğunu itiraf ediyor ve oğullarını dördüncü çocuğuna (şu anda yedi yaşında olan ve Bonus Jonas takma lakaplı Frankie) hamile olduğu karnı burnundaki haliyle seçmelere götürdüğünü hatırlıyor.

"Diğer ebeveynlere gerçekten dikkat ediyordum" diyor 42 yaşındaki Denise. "Kendi kendime 'Ben bu işte acemiyim ve ailemize ya da çocuklarımın kariyerine zarar verecek bir hata yapmak istemiyorum' diyordum. Her şeyi tartıyorduk. Bazen önümüze 7 yaşındaki bir çocuğa uygun olmayan bir dille yazılmış senaryolar koyuyorlardı."

"İnsanlar sürekli 'Çocuklarınızın bu işte bulunmasından endişe etmiyor musunuz?' diyordu. Ama çocuklarım Sefiller, La Boheme gibi harika sanat eserlerinde yer alıyorlardı."

2004 senesinde Columbia Records, Nick'le anlaşma imzaladı ve kısa bir süre sonra Nicholas Jonas adıyla genelde ruhani şarkılarla dolu bir albüm yayınladı ("Dear God"dan bir dize: Sevgili tanrım, insanlar sözlerini alıp çarpıtıyorlar / Biliyorum ki bu olanlardan memnun olamazsın). Ancak Columbia olası bir Jonas üçlüsünde potansiyel gördü. Bir albüm yapıldı (It's About Time) ve bir dizi acayip konser verildi (Cheetah Girls'ün Cheetah-licious Christmas Turnesinde açılış grubuydular). Jonas'ların üçü de konserler için okulları Eastern Christian'dan uzun süreler ayrı kalıyorlardı.

"Çocuklar ailemizin mafya olduğunu sanıyordu" diyor Nick. Ancak aynı dönem içinde bir Jonas krizi ortaya çıktı. Nick'le beraber tatile çıkan Joe küçük kardeşinin oldukça fazla miktarda kilo kaybettiğini fark etti. "Yüzmeye gitmiştik, tişörtünü çıkarttığında şok oldum" diye hatırlıyor Joe. "İskelet gibi görünüyordu."Nick hastaneye kaldırıldı ve doktorlar ona şeker teşhisi koydu. "Bir grup olarak devam edebileceğimizden emin değildim" diyor Nick. Denise hastanede Nick'in yanında kalıyordu. "Hissettiklerim çok derindi" diyor anneleri. "Ortada bir acı vardı çünkü oğlum sağlığını kaybetmişti. Suçluluk hissi vardı: 'Ben çocuğuma ne yaptım?' diyorsunuz kendi kendinize. Olan biten hakkında bilgisizsiniz. Ancak işlerin ayırdına vardığımda rahatlayabildim."

"Hastanede geçen ikinci günün sonunda her şeyin yoluna gireceğini anladım" diyor Nick. "Sadece olayları yönlendirmek için zamana ve düşünmeye ihtiyacım vardı."




Nick'in sırtına taktığı insülin pompası vücudundaki şeker seviyesini dengeleyen küçük bir sondaya sahip. Bu pompa, Nick'in cebinde taşıdığı kablosuz bir cihaza bağlı ve Nick şeker seviyesini sürekli takip ediyor. Kan şekeri seviyesinin müdaheleye ihtiyacı olup olmadığını anlamak için bazen günde 12 defaya kadar parmak ucunu iğneleyerek kontrol ediyor. Bu iş artık rutinleşmiş ve ona doğal gelmeye başlamış.

"Artık açık bir şekilde daha iyiyim ama şeker hastası olduğunuzu öğrendiğiniz zaman bir çeşit balayı dönemi yaşıyorsunuz" diyor Nick. "Bu, teşhis konulduktan sonraki dönem gerçekleşiyor ve kan şekeriniz acayip seviyelerde seyrediyor." Tekrar kendisi gibi hissetmeye başlamasından önce dokuz ay geçmesi gerekmiş. "Diyabetli yaşama alıştığınızda normale dönüyorsunuz."

"Başa çıkılabilir hastalık olduğu için diyabeti önemsemeyenlerin beni ne kadar sinirlendirdiğini anlatamam" diyor Kevin Sr. "Otoyolda giden bir otobüste insüline ihtiyacı varken pompanın çalışmadığı, sonra ikincisinin arızalandığı, sonra üçüncü pompanın da çalışmadığı o korkunç anı hiç yaşamadılar, ki biz daha geçen hafta yaşadık. Ekibimizdeki herkes alarmda, her gece Nick'in yaptığı her hareketi izliyor."

Nick'in hastalığı sonrası dönem Jonas Brothers için iyi bir çıkış fırsatı olabilirdi ama bu gerçekleşmedi. Sonu gelmez turnelere rağmen Columbia Records 2007'nin başında grupla görüşüp ikinci albümlerini yayınlamayacağını açıkladı."Bize gösterilen sebep satış düşüklüğüydü" diyor Kevin Sr. "Çok üzülmüştük."

Neyse ki Jonas'lar Columbia ile yollarının ayrılmasından önce Buena Vista Music Group'un yöneticisi ve Lovin' Spoonful, Earth, Wind and Fire ve Prince'in menajerliğini yapan Bob Cavallo'nun dikkatini çekmişti. Kardeşlerin müzisyenliğinden etkilenenen Cavallo grubu Bob Iger'le tanıştırdı ve gerisi müzik tarihi oldu. Jonas'ların Hollywood'dan çıkan ilk albümleri 1.4 milyon sattı. Geçtiğimiz sene Jonas Brothers'ın grup olarak kazandığı para ise 12 milyon dolar olarak açıklandı.

Grup yakın zamanlarda U2 ve Madonna'nın işlerini de yürüten Live Nation'la milyonlarca dolarlık bir anlaşma imzaladı. Jonas ailesi artık Los Angeles'da yaşıyor ve Dallas'ta da gayet trendi bir açık hava kulübünün yakınlarında bir yerleri var. "Tatile gidebileceğimiz bir yer" diyor genç Kevin. "Gerçek dışı geliyor. Golf arabasına binip araziye çıkıyorum. İnsanlar 'Merhaba Mr. Jonas. Bugün çalacak mısınız?' diye soruyorlar. Harika bir şey."

Peki ya Jonas Brothers fenomeninin gizli içeriği? Aşırı paylaşım. Dar kotlar ve ince kravatlar giyseler bile bu çocuklar rock yıldızlarının her zaman cool olması gerektiğine inanmıyorlar. Grup, saatlerini Joe'nun yeni bandanasından Oprah Winfrey Şov'un yeşil odasındaki yemeklere kadar uzanan konular üzerine sıkıcı amatör videolar çekerek geçiriyor. Joe'nun Nick'in kafasına plastik bir beyzbol sopasıyla vurduğu videoyu izleyen 8 milyon kişiden biri de benim. Turnedelerken Nick'in insülin pompasını takışını bile videoyla dev ekranlara iletiyorlar. Nick'in vücudunun kısa bir görüntüsü kalabalıktan canhıraş çığlıkların yükselmesine yetiyor. "Galiba o kısmı sileceğiz" diyor Kevin Sr. kafasını iki yana sallayarak. "Seyircinin bağırması için uygun bir şey değil."

Bir de Jonas'ların meşhur tanışma organizasyonları var. Pek çok grup bunları zorunluluktan, sponsorlarla, ya bir yarışma kazanan dinleyicileriyle, ya arkadaşlarının arkadaşlarıyla ya da yerel VIP'lerle yapar. Ancak Jonas Brothers bu işi katlanılması güç yerlere taşıyor. Dallas'da 40 derece sıcağın altında 400'e yakın hayranla tanıştıklarına şahit oldum.

"Onlar müzik endüstrisinin yeni yüzü: Sıkı çalış, hayranlarınla iletişime geç" diyor sonu gelmez el sıkışma/gülümsemeleri birlikte izlediğim bronz, hiperaktif Live Nation yöneticisi Brad Wavra. "Hayranlarla tanışma organizasyonlarında kaç kişiyle tanıştıklarını sayan bir grup biliyorum. Eğer anlaşma 50 kişilikse ve salonda 51 kişi varsa 51. hayranla tanışmıyorlar."

"Eğer otel lobinizin önünde 300 kişi bekleşiyorsa bu bir sorun değildir" diyor eski bir boyband uzmanı ve Jonas Brothers'ın akıl hocası Johnny Wright. "Bu bir hediyedir. Arka kapıdan kaçma, ön kapıdan git."
Jonas'lar şu zamana kadar bu ritüelleri iç rahatlığıyla kucakladılar. Tanışma fasıllarına çok önem veriyorlar, yaşları giderek artan kırmızı elbiseli ve topuklu ayakkabı giymiş (grubun yeni single'ı Burnin' Up'da bahsi geçen bir kıyafet) genç kızların da, çekici annelerinin de farkındalar. "Bazı babalar 'Ellerini kızımdan uzak tut' şakası yapıyor" diyor Nick.

Jonas kardeşlerin konuşmaktan bıktığı bir konu varsa o da iffet yüzükleri. Buzdolabı, Diet Dr. Pepper, Dibs dondurma ve Smucker sandviçleriyle dolu turne otobüsünde bir öğleden sonrası onlara neredeyse her haberlerinde bahsi geçen gümüş yüzüklerini soruyorum. "Bunun hakkında yeteri kadar konuştuk" diyor Nick kısa ve ters bir şekilde. "Müziğe ve filme yoğunlaşmayı tercih ederiz."

Biraz daha üsteliyorum. Neden konuşmayalım. Ne de olsa hayranları (ve elbette aileleri) bu yüzükleri takmalarından memnun. Gittiğim her konserde kızlar ellerindeki yüzükleri gösteriyorlar. Hristiyan temelli büyük bir kuyumcu olan James Avary Craftsman'in sözcüsü şirketin "Gerçek Aşk Bekler" model iffet yüzüğü satışlarının bu sene % 25 arttığını belirtmiş ve "Sebebini bilmiyoruz ama böyle bir yükseliş olduğu doğru" demişti.

Bu ikinci denememden sonra Joe kısa bir süre Nick'e bakıp "Anlat bakalım" diyor. "Pekala" diyor Nick sessizce. "Bizim için bu yüzükler itibarlı bir hayat yaşamamız gerektiğini sürekli hatırlatan şeyler. Bir centilmen olmak, insanlara saygılı davranmak ve olabileceğimiz en iyi adam olmakla ilgili."

Peki ya bu yüzükleri takmaya hep birlikte mi karar vermişler?

"Hepimiz hayatımızın bir döneminde o kararı verdik" diyor Kevin. "Ayrı dönemlerde."

Jonas'larla geçirdiğim süre zarfında ilk defa hava geriliyor. İnanç ve pop kültürü zor ve basının da görmezden gelmeye çalıştığı bir birliktelik. Jonas'lar ruhani taraflarını gizlemiyorlar ama inançlarını pazarlama uğraşı içinde de değiller.

"Kişisel olarak, inanç gerçekten önemli bir şey" diyor Kevin Sr. "Ancak onları Hristiyan grubu olarak tanımlayan yazıları okudukça kızıyorum çünkü Hristiyan müziği yapmadıkları gayet ortada. Belki de benim geçmişim dolayısıyla Hristiyan müziği janrına dahil ediliyorlar ama kesinlikle oraya ait değiller."

Aslında günümüzün pop müzik tartışmaları düşünüldüğünde "Hristiyan grubu" olarak görülmekten endişelenmek pek de fena bir sorun değil. Disney'nin başı zaten Miley Cyrus ile dertte (Annie Leibovitz'in çektiği ve Vanity Fair'in yayınladığı çıplak omuzlu pozu kimilerine göre zarif bir sanat eseri kimilerine göreyse kıyametin yaklaştığının habercisi bir rezalet. Disney yöneticisi Iger, Miley olayının abartıldığını ve çok gereksiz bir tepki gördüğünü belirtirken tatlı muhafazakar şirketinin sürprizlerle dolu rock piyasasına yaptığı yatırımların potansiyel sorunlarını da onaylıyor. "Zor bir iş. Sanatçı büyüyünce ve yaşıyla birlikte davranışları da değişince hiç bir şey garantide olamıyor. Önemli olan görüş açısını ayarlayabilmek."

Jonas kardeşler de baskı hissettiklerini kabul ediyorlar. "Hayatlarımızı hep belli standartlara göre yaşamaya çalıştık" diyor Nick. "Birbirimize sahip olmamız büyük şans. Yoldayken Joe ve ben aynı odayı paylaşıyoruz, yataklarımızda uzanıp saat ikiye kadar süren uzun konuşmalar yaptığımız oluyor. İstediğimiz her şeyden bahsedebileceğimiz yakınlıkta bir ilişkimiz var."
Konu Miley'nin sorunlarına gelince Nick korumacı oluyor. "O bizim arkadaşımız" diyor. "Her zaman arkasındayız."

Eninde sonunda her şey gerçekten bu çocukların elinde. Bu aynı zamanda korkutucu bir şey. Bir gençlik idolü üzerinde tamamen kontrol sahibi olmak ve onu sürekli gözetlemek nasıl bir şey bilmiyorsanız Lynne Spears'a sorabilirsiniz. İş hayatının gerektirdikleri ve ergen asiliği arasında bir gerilim hep mevcuttur.

Bunları Jonas'lara bu turnelerinde eşlik eden 15 yaşındaki arkadaşları Demi Lovato'yla tanıştığımda düşünüyorum. Dallas'lı kumral bomba Lovato, sahnede şirin pop kraliçesinden çok olağanüstü bir Pat Benatar gibi görünüyor. Onun metal hayranı olduğunu duymuştum, gerçekten de, Jonas'ların setine bir şarkıyla konuk olmaya hazırlanırken kuliste kafa sallayanlara olan düşkünlüğünü itiraf ediyor. "Eski erkek arkadaşım tam bir metalciydi" diyor. Favori metal gruplarını soruyorum: Glendale, Arizona'lı Job For A Cowboy (örnek şarkı sözü: "Tiksinmiş / Kurumuş ve şişmiş boğazından fışkıran kusmuğunda boğuluyor") ve Norveç'ten Dimmu Borgir (klasik albümleri: Death Cult Armageddon). "Çocukların Job For a Cowboy dinlemesini istemem" diyor Lovato dikkatli bir şekilde. "Ama metal müziğinin kendine has bir benzersizliği var. Mikrofonun önüne gelip çığlık atan birisini görüyorum da, ben bunu yapamam. Ben pop müzik dinliyorum ve yapabiliyorum ama bu beni heyecanlandırmıyor. Beni heyecanlandıran müzik heavy metal."

Lovato bir anlığına gerginleşiyor, sanki bundan sonra garsonluk yapmasına sebep olacak korkunç bir şey söylemiş gibi. Bu gruplardan bahsetmemesi gerektiğini düşünüyor belki de. "Gary Marsh (Disney Channel başkanı) beni öldürecek!" diyor. Belki de. Ancak bu söyledikleri onu tam 15 yaşında gösteriyor ki bu harika bir şey."

Jonas Brothers'a 'ergen pop' başarısının kısa ömürlü olduğunu hatırlatmanıza gerek yok. Bunun tamamen farkındalar. Bugünün pop fenomenlerinin yarın VH1'da vakit öldürmek için izlenecek imgelere dönüşeceğini biliyorlar. Her yerel hayranlarına karşı kendilerinden nefret eden ve dağılmalarını yüksek sesle dileyen birileri olduğunu da biliyorlar.

Elbette sonsuza kadar müzik yapmak istiyorlar. Şarkı yazabildikleri için buna inanmak High School Musical oyuncularının aynı isteğine inanmaktan daha kolay geliyor. Jonas kardeşler yeni albümleri A Little Bit Longer'a gelecek tepkileri merakla bekliyor ve sadece geçici bir ergen takıntısı yerine bir rock grubu olarak görülmek istiyor. Nick takma isimle kaydetme hayalinden bahsediyor. "Harika olurdu. Belki farklı isimlerle başkaları için de şarkı yazabiliriz."

Nick'in tüm rock star klişelerini çöpe attıktan sonra bile mutlu olabileceğini hissediyorsunuz. "Başarı harika bir şey" diyor Phoenix'e uçarken yalnız kaldığımızda. "Ancak son albümümüzü plak şirketinden kovulmuş, 10 kişiye çalarken yazdık. Bu işi sadece eğlencesi için yapmak ne demek biliyoruz."

Başarılması gereken şey ise tabii ki Jonas dinleyicisinin grupla birlikte olgunlaşması. Yaşları ilerledikçe grubu çocukluklarında kalan oyuncak bebekler gibi görmemeleri gerekiyor. Bu zor bir iş, tarih boyunca çok az sayıda grup Please Please Me'den Rubber Soul'a geçiş yapabildi. Bu zamana kadar Jonas'lar müziklerinde siyaset ya da dünyanın durumu gibi konulara bulaşmadı. "Politik olmaya çalışan bir grup olmak istemiyoruz çünkü o işin tadı kaçtı" diyor Kevin.

Gerçek hayatınızın virajlarını müziğe yansıtmak, özellikle gerçek hayatınız Disney tarafından korunurken çok kolay değil. Ancak Jonas'ların son hiti A Little Bit Longer Nick'in şeker hastalığıyla savaşı hakkında yazdığı bir melankoli marşı; arabada giderken hep birlikte eşlik edilen bir şarkı olmadığı çok açık. Cyrus'un yeni albümünde de Disney konuya sihirli değnekleriyle dokunmasa bile elbette Nick'e atfedilecek olan pek çok acı ayrılık parçası bulunmakta.

Jonas'lardan ayrılmamdan önce komik bir durum yaşanıyor. Turnenin son gecesi, Kaliforniya'daki Verizon Wireless Amphitheater'daki konserde, grubun sahne öncesi dua seremonisinin bir fotoğrafı çekiliyor. Bir sebepten dolayı bu durum endişe yaratıyor; Disney'den bir sözcü kibar bir şekilde bu fotonun silinmesini istiyor.

Kendisi talebini bana iletirken Jonas Brothers'ın konseri başlıyor. Nick, Joe ve Kevin, önlerinde Big Rob'la hızla yanımızdan geçip gidiyor, ışıklar kararıyor, kalabalıktaki dopamin/oksikotin yükselişi o başka hiç bir şeye benzemeyen sesten anlaşılıyor. Kulis alanı da sallanmaya başlıyor ama tek düşünebildiğim şey o fotoğraf. Acaba sorun ne? Neden bir Disney çalışanı o fotoğrafın silinmesini istesin? Nick bir kızla mı yatıyor? Joe peruk mu takıyor? Kevin şeytanla pinpon mu oynuyor? İçki? Uyuşturucu? Dick Cheney?

Gecenin sonuna doğru fotoğafı görüyorum. Nick, Joe, Kevin ve evet, kırmızı elbisesi içinde güzeller güzeli bir esmer. Nick'in kolları kızın beline dolanmış, kızınkiler de onunkine. İsmi Selena Gomez, kendisi Demi Lovato'nun en yakın arkadaşı ve Disney Channel'ın yeni büyük yıldızı. Fotoğrafa yansıyan içten duyguları hissetmemek imkansız, bu çocuklar dünyadaki en şanslı kardeşler olmalı.

Bu fotoğraf New Jersey'li mütevazı aile grubu Jonas Brothers, 15 bin kişilik kapalı gişe konserlerinde sahneye çıkmadan ve belki de Amerika'nın en büyük gruplarından birisi olduklarını sergilemeden sadece bir dakika önce çekiliyor. Başa bela olacak bir fotoğraf değil. Hayatlarının en iyi dönemlerini yaşadığını gösteren bir fotoğraf.

Eylül 2008

Kaynak:
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

____________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

İmzam için Gamze'ye çook teşekkür ederim..[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

You're the remedy I'm searching hard to find
To fix the puzzle that I see inside
Painting all my dreams the color of your smile
When I find you It'll be alright
I need to try to get to where you are
Could it be, your not that far
I LOVE YOU JOE J.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
jonasbrothers
Co-Admin
Co-Admin
avatar

<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 1013

Kişi sayfası
Başarı Puanı:
5000/5000  (5000/5000)
MesajKonu: Geri: Ergenlerin Efendisi Jonas Brothers   Ptsi 22 Şub. 2010, 21:41

bence jonas brothers rüzgarının gelip geçici olduğu düşüncesi benim için yanlış çünkü ben onları hayatımdan hiç bir zaman çıkarmayacağım..... [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

____________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

İmzam için Gamze'ye çook teşekkür ederim..[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

You're the remedy I'm searching hard to find
To fix the puzzle that I see inside
Painting all my dreams the color of your smile
When I find you It'll be alright
I need to try to get to where you are
Could it be, your not that far
I LOVE YOU JOE J.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
SenaJonas
Fan
Fan
avatar

<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 254
<b>Lakap</b> Lakap : Mrs. President

Kişi sayfası
Başarı Puanı:
0/0  (0/0)
MesajKonu: Geri: Ergenlerin Efendisi Jonas Brothers   Salı 23 Şub. 2010, 18:27

jonasbrothers demiş ki:
bence jonas brothers rüzgarının gelip geçici olduğu düşüncesi benim için yanlış çünkü ben onları hayatımdan hiç bir zaman çıkarmayacağım..... [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ßusyJJ'onas.
Fan
Fan
avatar

<b>Cinsiyet</b> Cinsiyet : Kadın
<b>Mesaj Sayısı</b> Mesaj Sayısı : 193
<b>Lakap</b> Lakap : ßusyJ.

Kişi sayfası
Başarı Puanı:
0/0  (0/0)
MesajKonu: Geri: Ergenlerin Efendisi Jonas Brothers   Cuma 16 Tem. 2010, 12:29

Beni onlardan koparmak için öldürseler bile kopmam..
Özelliklede Joe'mdan (:

Teşekkürler (:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Ergenlerin Efendisi Jonas Brothers   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Ergenlerin Efendisi Jonas Brothers
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Joe'nun En'leri
» Hayatımın Filmi!!!

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Jonas Brothers Türkiye |2009| © :: Jonas Brothers :: Jo Bros.-
Buraya geçin: